18 Aralık 2009

Yaman Zamanlar

1 cik cik


        Müsvette parşömen aslına, kayıp otobanın kızıl şeritleri üzerinde hatalı sollama yapmış ama ne yapsın hem acelesi hem de geçilecek reel zamanları varmış. Toprak üstüne yorgan olduysa eğer, suçlu birbirine kavuşamayan akrep ile yalkovan, asansör mızıkacıları da GDO ile sıvanan dişlilermiş. Değişime değnekçi olmak büyük idealim derken ilahi maske düşmüş terden, tende olmayan lüksü mühürlemek farz olmuş. Etimize can verdi diye öğretilen göbek bağımız, zincirlerle bağlanmış kuyuya. İsyanlar çığlık olup akarken kuyuya, 32 kısım tekmili birden kulaklar kesilip kapı tokmağı yapılmış. 

-Orada kimse var mıymış?

30 Ağustos 2009

Zen Master

9 cik cik
Pamuğun arasına koyduğumuz fasülyelerin filizlendiğini gördüğümüz an nirvanaya ulaşmış küçük afacanlardık galiba.

21 Ağustos 2009

Hanımeli

1 cik cik

Kirpiklerinin arasından sızarken güneş, çevresindeki herşey birer ışık hüzmesi olmuştu. İlk kez gözlerini kıstığı ve aynı anı yaşadığı zamanı düşündü. Aynı gün hanımeli çiçeğinin yeşil bölümünü koparınca bal emebileceğini öğrenmişti. Balın ağzında bıraktığı tadı sevmişti, bir çiçekten bal almak tam ona göreydi. Arı, kocaman karnı balla dolu bir arı. Böyle bir şeydi, demek ki annesinin her gece okuduğu hikayelerdeki mutlu son, kahramanlara bu hissi veriyordu. Sırf bu düşünceler onun kendini bir dahi sanmasına yol açmıştı, herkesle paylaşmalıydı. Karşı komşuları buruşuk Hikmet amcayla, sümüklü Beyzayla, şişko Nevin teyzeyle ve her gece ona sonunda mutlu olan kahramanların hikayelerini anlatan annesiyle. Annesi şu an en yakında olduğu için ona anlatmak için arkasını döndü koşarak yanına gitti. Kulağına eğilip, 'Anne ben arı oldum.' dedi.

Yıllar sonra aynı gün, annesinin mezarına az önce emdiği hanımeli çiçeklerinden koydu... 'Anne bak çiçeklerden bal topladım.' dedi.

26 Haziran 2009

Coggaaiiiiiiiiiiiiiiiiiiiy!!!

4 cik cik

Uzun zamandır yazamadım bunun nedeni ben değil, birer sinek olmaya karar veren klavyemin tuşlarıdır. Ayrıca sandalyem de uluslarası bir helikopter yarışmasına, jüri üyeliği yapmaya davet edilmişti. Faremi ise imkansız bir aşk hikayesinin ardından sarhoş halde buldum, ayıltmak için 5 sürahi kahve ve 2 inek ve 1 maden suyu fabrikası devreye girdi. Eve geldiğimde annemin “Desperate Housewives” olmak üzere Amerika'ya, babamın ise 'Nirvana''ya ulaşmak için Hindistan'a gittiğini öğrendim. Bu haberden sonra tam da Mars'taki canlılara yetecek kadar çikolata ve patlamış mısırla depresyona girecekken, küçük bir çocuk pencereden içeri girdi. Adının Yusuf olduğunu söyleyen küçük çocuk gece gece bir mektup bırakıp gideceğini söyledi. Mektup ikiz kardeşimden geliyordu. Annemizin karnındayken, neden aç gözlülük yapıp açlıktan onu yuttuğumu soruyor, yıllardır şah damarımdan da yakında karnımda ne zorluklarla yaşadığını anlatıyordu. Üzüntüden gözlerimi yerinde tutamadım fırlayıp gittiler. Şu an gözlerim olmadığı için gönlüm katlanamayacağından aramaya koyulacağım. En yakın tavuskuşu durağından bir tavuskuşu bulup dehleyip İstanbul'a gideceğim. Belki onları Bebek'te üç beş tur atarken bulabilirim. ADİOS AMİGOS...

11 Haziran 2009

11 cik cik

Şimdi bahsedeceğim kadın ilahi bir sese sahip. Onu dinlerken kendimi Orta Dünya da çimlere uzanmışken hayal edebiliyorum. Kendileri 13 Haziran'da saat 21.00'de Cemiz Topuzlu Sahnesi'nde konser verecekmiş. Çok memnun kaldım bu habere ki zaten Türkiye'yi çok seven ve her fırsatta konser verip bir de Türk ezgilerini kendi müziğine harmanlayan bir insandır kendileri. Ne diyelim gitmek gerek.

25 Mayıs 2009

I Wanna Hold Your Hand

2 cik cik


Değişim. Zamanın popüler ve güzel kızını, yaşlı ve yalnız bir kadına dönüştüren, acımasız zaman etkisi. Uğramayacak mı sana, ya da teğet mi geçecek, yoksa seni koruyan gizli bir zırhın mı var? Bunların hiçbiri, durdurmaya yetmeyecek. Başlangıcın, yeşil yolunda kabul ettiğin, yeni adımlarla sona doğru gideceksin. Geride kendi adımlarını, yıllarca seni sen yapan, herşeyi bırakarak. Yabancı adımlara ayak uydurmak kadar kolay bir şey yoktur, çünkü onlar kendi yollarında ilerler ve aslında sen farketmesinde, seni ezer ve geçerler. Dışarıdan hızlı görünen, ama aslında seni farkedemeyeceğin kadar yavaş devinimlerle, hükmü altına alan adımlarının 3 maymunu oynayan kölesi olmuşsundur. Bedenin sömürülmüş, zaten varolan başka bir insana dönüşmüş, ruhunu bedeninin en karanlık dehlizlerine atmışsın. Yalnız doğup yalnız öleceğini bildiğin, bir yerlerde, değerlerine sırtını dönmüşsün. Peki çok mu geç bunları fark etmek, düzeltmek için. Ruhunun elinden tutmak istemez misin?

24 Mayıs 2009

Melodik Yaz

10 cik cik
Müzik, bu sene Türkiye'de hiç olmadığı kadar canlı. Onlarca muhteşem grup ve sanatçı, olayların fon müziği olmak için teşrif ediyorlar. Herkesin iyi kötü, müzik dinlediği bazen kişinin bazen de tarzların müziği yönettiği bir ülkede, bu çok büyük bir fırsat. Ben birkaçı için şimdiden para biriktirmeye başladım. Sizde birer konser seçip gününüzü gün edebilisiniz. Aşağıya konser tarihlerini koyacağım iyi eğlenceler şimdiden.




-Soul Stuff
tarih : 19.06.2009 22:00:00
mekan : Studio Live Dip İstanbul
28,00 TL













-
Placebo
tarih : 23.06.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Ayakta: 87,00 TL
Sahne Önü: 160,00 TL











-
Dream Theater
tarih : 04.07.2009 18:00:00
mekan : Maçka Küçükçiftlik Park
1. Kategori: 149,00 TL (Sahne Önü)
2. Kategori: 74,00 TL















-Santana
tarih : 06.07.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
Genel Giriş: 100,00 TL
Sahne Önü: 270,00 TL

















-
Deep Purple

tarih : 20.07.2009 21:00:00
mekan : Turkcell Kuruçeşme Arena
1.Kategori: 160,00 TL (Sahne Önü Ayakta)
2.Kategori: 107,50 TL (Ayakta)














-Testament
tarih : 29.07.2009 21:00:00
mekan : Maçka Küçükçiftlik Park
Genel Giriş: 39,00 TL
Sahne Önü: 56,00 TL








-
Leonard Cohen

tarih : 05.08.2009 21:00:00 - 06.08.2009 21:00:00
mekan : Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi
1. Kategori: 275,00 TL
2. Kategori: 220,00 TL
3. Kategori: 192,50 TL

4. Kategori: 165,00 TL
5. Kategori: 102,00 TL











5 Mayıs 2009

Olmuş, Olana Çare Yokmuş!!!

3 cik cik

Matbaanın o sıcak, bunaltıcı, havasında mürekkepli iki el, içerideki birkaç nefeslik havayı da bitirmek pahasına hırsla çalışıyorlar. Artık deriye işlemiş olan, mürekkebi çıkartmak için defalarca yıkandıkları belli, çatlamış, kurumuş İsveçli balıkçıların kullandıkları, neutrogena el kareminden kullanmadıkları çok belli. Önceden yeni basım kitap kokusuna bayılan bir insan için, şu an ki durum hiç içler acısı değil. Havada uçuşan toz zerrecikleri bile, yapış yapış birer kar tanesi kıvamında, ya da o böyle düşünmek istiyor. Bu düşünce bu pis ortamda, onun huzurlu kalmasını sağlayan tek şey. Dokunduğu sayfaların izleri arasında bulmaya çalışmış hep kendini, ama sayfaları okuyanlar onu aramamışlar hiç. Hiçbirzaman 'esas' olamamış hep yapay düzlemde sanal ilişkilerin kurbanı olmuş. Solmuş...

1 Mayıs 2009

Melek

0 cik cik

Şu günlerde, üzerime düşen yağmur damlaları iğneden. Gelişimim sırasındaki yağmur tanımlamarım, hep değişmiştir. Ben değiştikçe diğer şayler gibi, yağmurda değişmiştir. Şu an ise acıtıyor, derimi delip dokularımın arasından, kalbime ve beynime sızıyor. Sevdiklerimin gözünden yağmur yağıyor üzerime. Zayıf, beyaz tenli, mıncıklamayı seven, öpme yerine koklamayı seven bir melek için yağıyor yağmurlar. Lütfen bu sabah güneş bulutsuz bir gökyüzüne doğsun. Uyuyan melek uyansın, gülümsesin sevindirsin sevdiklerini. Lütfen!!!

11 Nisan 2009

Keşke

0 cik cik
Yüzümü ve bedenimin görebildiği heryerini, öpücüklere boğdu güneş. Açıkçası kızardım biraz, ulu orta olucak iş mi? Değil mi ama? Elini uzattı, dolaşalım elalemin 'yüzü gözü hürmetine' diye, hay hay dedik, kıskananlar çatlasın moduna hemencecik girebildik. Bu nasıl bir 'ikiyüzlülük' utanayım yerin dibine gireyim. Kavramını bile bilmedikleri birşeye, boyun büküp özür dilemişim. Aptalmışım, küçükmüşüm, mşm, mşm. Dim devam ettim, ediyorum bildiğim yoldan, mesela hala asfalt çizgilerine basmadan yürümeye çalışıyorum, basınca da basmamış gibi davranıyor hoşnut ediyorum kendimi. Minicik kediler var önümde, yavrular, titriyorlar. Belli ki anneleri doğurup sokağa atmış, kedi sinsi derler ya, asıl sinsi bunu diyenler deyip koynuma alıyorum. O kadar masumlar ki, bebekliğimizde ki gibi onlarda daha hiçbirşey bilmiyorlar. Keşke bilmeseler, hep böyle kalsalar. Bizlerin yüreğinde iz bırakanlar hep yaralar, bol sütlü vücut kremleri değil. Yaralanıp kanamasalar, akmasalar, kaybolmasalar keşke. Keşke, keşkeler, keşkekler, peşkeşler hiçbitmezler.

11 Mart 2009

Zamanı Geldi

2 cik cik


Zaman bu zaman, kapısız köylerin eşiğinde desdur demek gerek, desdur alasın ki yüreğinde kırıntı kalmasın. Atalardan gelen sözleri, kulak arkasından çıkarıp mp3'e yerleştirmeli, bazen fon müziği niyetine bazen de kendi solonu yapıp dinlemeli. Gerçeklerden kaçmak istersen, kulağını kapa yeter bir türkü tuttur içinden. Yok eğer sadece kaparsan kulaklarını ve çalmazsan şarkını, sessizliğin çığlığı seni sağır edene kadar devam eder. Notaların varlığını duymadan, hissedenler kanıta ihtiyacı olmayanlardır belki de. Ruhunu bedeninde özgürce dans ettirebilenler, kendi müziğini yaratabilenlerdir. Senin duyduğunu aslında onlar dinlerler ve uslu dururlarsa görebilirler bile. Müzik ruhun gıdası derler ya, işte benim için anoreksiyalı ruhları besleme zamanı. Zaman bu zaman...

21 Ocak 2009

Yamalı Bohça

3 cik cik
'Bohçacı geldi aaaaaannnıııııııım. Rengarenk, yamalı , işlemeli, el emeği göz nuru bohçalarım vardır. Gelinlik kızına, evde kalmış bacına, komşuna, akrabana alasın be abla. Olmadı alasın kendine, seresin evinin eryerine. Bohçacı geldi aaaaaannnııııııııım...'


Heyecanlıdır tüm kadınlar tam da o anda, gözlerini dikip tek bir noktaya var güçleriyle yoğunlaşmışlardır. Hem de ne yoğunlaşma. Az sonra sanki Evrenin tüm sırlarını ortaya dökecek gibi davranan birine bakar dururlar. Kimse konuşmaz , daha doğrusu konuşamaz. Gizli bir anlaşma gibidir bu onların arasında. Saniyeler geçtikçe heyecan daha da katlanılmaz bir hal almaya başlar. Yarışma programlarında verilen gerilim efektleri aslında tam da bu olaya uygundur. Tüm kadınların aç gözlerle baktığı ortada duran esmer, kavruk tenli, yaşlı kadın az sonra onlara istediklerini verecektir. Ellerinin Norveçli balıkçılar kadar yumuşak ve kuvvetli olduğunu gösterircesine bohçasının düğümlerine asılır ve açar. Açmasına açar ama, açtı parasını da alır ve iki güğümünün arasına sıkıştırıverir. Her hareketi özenlidir,çünkü oturduğu evin salonu bu andan itibaren onun sahnesidir. Yeni yetme şarkıcıları kıskandıracak kadar hakimdir kendi sahnesine. Tabi tüm ilgi onun üzerindedir ya uzattıkça uzatır bu merasimi. Bileğinin zarif bir hareketiyle tüm bohça yeni süpürülmüş halıya saçılır.

Kimi umutlarını, hayallerini, sevincini, kederini, gençliğini, ilk aşkını, yapamadıklarını, geçmişi ya da geleceğini arar durur o bohçanın içinde. Dünyabir anda rengarenk olur onlar için. Arkadan gelen çocuk sesleri yavaşça yitip gider. Ulaşıp dokunmak isterler istedikleri şeylere, bilmezler ki buldukları şey aslında sadece kendileridir. Kimliği olmayan kadınlar bir bohçanın içinde kimliklerini ararlar, ruhlarının kimliklerini. Burunlarının ucu sızlar hafiften,ama hala neden olduğunu açıklayamazlar kendilerine. Gerçeklere dantelli bir perdenin arkasından baktıkları içindir belki de anlayamamalarının sebebi.

Özel bir zaman dilimidir bu onlar için mahremdir, arkadan bir çocuk koşup onları bu andan ayırırsa, yer kafasına bir anne terliği. Bir tanesi en renkli düşünün ucundan tutar ve sorar bohçacı kadına 'Bunun fiyatı ne kadar?' diye. İçten içe de dua eder lütfen paha biçemesin benim düşüme. Elin boyacıları bile bir kadının resmine paha biçemiyorlar ne varmış o meymenetsiz suratta? Asıl benim düşüme paha biçilemez. Umut eder, kalbi gençliğindeki gibi atmaya başlar, yani unuttuğu herşeyi bir anda yaşar. Bohçacı kadının cevabı acıdır ' 70 lira ablam, ama senin gül yüzünün hatrına 60'a bırakırım. Bunu işleyen kızın gözleri kör olmuş...' diye devam eder. Suratı asılır ama paradan değildir yüzünün solmasının sebebi, en renkli düşüne paha biçilmiştir. Bir kez daha aldatılmıştır. Hala farkında değillerdir ama hislerinin. Sadece ortadaki bohçacı kadın bilir bu gerçekleri. O aslında yamalı bohçaları, yamalı kalplere dikmiştir.

14 Ocak 2009

Bir Panayır Hikayesi

3 cik cik
Açılırken yeni ufuklara, gel-git arsasında kaldım. Susuzluğumu büyük bir centilmenlikle giderdi çöl. Ama nasıl bir çöl Yarab. Zem-zem eksik olmaya bu çölden. Doyurur karnımı, düşerim yola, kafası sarıklı bedevi misali. Az gitmem uz giderim, dere tepe ters giderim. Gökle toprak yer değiştirmiş neyime. Birazcık da kelime. Bulutlar olmuş birer kaldırım taşı, basamam ayakkabımın ziftiyle. Ya gökle toprak yerine dönerse? Kaygan buluta yapışmayan zift de kafama düşerse. Newton amca gibi kendime mâl ederim, ziftin kafamı yarmasını, çaktırmadan da küfrederim beni yücelten materyalime. Bastığın yerleri bulut diye geçersen, düşünmezsen ileriyi olacak budur elbet. Ah kafam karpuz gibi ikiye de mi ayrılcaktın sen? Neyse alırım içindeki çekirdekçiklerimi çitlerim kapı önlerindeki, koca karılar misali. Müptelası olmuşum kapı önlerindeki çekirdekçiklerin. Kabuklarını atarım toprağa, nispetlenir küçük canlılar da. Dağları delemem ama üstünden geçer ererim ufka. Ufukta sıcaktan bulanmış asfalt olur serilir önüme. Ah çok merci derim, utanırım biraz da, geçerim üstünden. Geçmez olaydım, dağı delem diye uğraşıp dursaydım. Nasıl düştüm bu tuzağa? Gözlerim kandırdı beni, anladım ama ya sen kalbim ne alacağın vardı benden, hala o çocuk halimden. Önüme serilmiş, ufuktan halıyı tuzla buz etti hayalim. Yukarı çıktım derken, düşermişim meğer aşağıya. Aşağıda beni bekleyen aç karıncalar. Benliğimin meyvelerini tek tek koparacaklar. Kışlık yapıp ayılara dağıtacaklar. Dağıtmaz olasıcalar ,beni benden aldılar. Düşerim birden bir panayırın ortasına. Zamane aşıkları da batmışlar pamuk şeker tarlasına. Kılık değiştirip pamuk şekerci olmuşum,karıncalar tanımasın beni diye panayırda. Bir gülümsemede bulmuşum aradığım şeyi. Hayallerimi...

5 Ocak 2009

DEJA VU'ruculuk

6 cik cik
-Ben ne zaman içmeye kalksam,şöyle bir adam akıllı sarhoş olamam. İyi işte ne güzel diyenler vardır elbet ama sürekli sarhoşlarla uğraşmak zorunda kalan biri için,hiç de iyi değil açıkçası. Hayır içiceksen,adabıyla iç adam gibi iç,benim ne suçum günahım var ya. Benden başka herkes zum olduğu için ben taşırım hepsini, birini bir koluma, diğerini öbür koluma, daha varsa da onları da önüme katarım dürte dürte yön veririm, bir nevi değnekçi gibi işte. Tabi böyle günlerde ömrümden ne kadar ömrümün gittiğini hesaplamaya kalksam,hesaplarken rahmetli olurum,işte o kadar zor bir durum. Neyse ki böyle durumları çok yaşamadım yaşamak da istemiyorum bir daha!

-Ben küçükken Mary Christmas'ı Noel Baba'nın karısı zannederdim:)

-Soğuktan üşüyen cicim okul öğrencileri derslerini cici cici dinlemek için ısınmaya çalışırlar. Tabi bunun tek yolu da sıcacık okullarının kaloriferinin üzerine oturmaktır. Otursun o cicim okul öğrencileride sınıfı ısıtmayan kalorifer onların popolarını yaksın. Anlamıyorum böyle bir fizik kuralı varsa biri bana lütfen açılasın. Pantolonların içinden bacağımızı yakacak kadar sıcak olan kaloriferler nasıl sınıfı ısıtamaz?

-'Biz parayı sokakta mı buluyoruz? Ne bu montun hali, iplikleri çıkmış her yanından. Nasıl becerdin bunu hayret valla önümüzdeki 2 yıl sana mont, kaban , gocuk falan yok.' dedi annem yaklaşık 5 dk önce. Bende ne zaman fark edicek diye merak ediyordum. Şimdi açıklamaya kalksam Petshop' a gidip kedi, köpek seviyorum onların paticikleri takılıyor desem kalp krizi geçirir heralde annem. Herşeye alerjisi olan, (ki nedense bunlar çoğunlukla hayvanlar olur) bir anneye sahibim. Bende suçu okulun sıralarının çivilerine atıyorum. Asabiyeti biraz geçti galiba ama daha bir yarım saat daha annemin karşısına çıkmasam iyi olur.

-Ankara'nın sisine bak, gözlerimin yaşına bak!!!

-Normalde kimseyi ekmem. Ama oldu ya ektim valla ektiğim insandan daha çok üzülüyorum.
Bütün gün üstümde böle bir rehavet, içimi kahve telvesi kıvamında bir sıkıntı basmış gibi dolaşıyorum. Eğer ektiysem de cidden bir mazeretim vardır heralde.

-Saçımı belime kadar uzatıp kışları boynuma sarıp doğal atkı yapma niyetindeyim. Ama yazın napıcam onu bulamadım?

-Florasan lambaları oldum olası sevmem,belki ciddi duruşları ya da laubali oluşlarından da olabilir. Bir de sırf çalışmaya başladıklarını göstermek için cızırt cızırt zzzzzzzzzzz... diye ses çıkarırlar. Nasıl bir narsistlik bu ya?:D Şaka, şaka önümü aydınlatan herşeyi severim ben.